6 Nisan 2014 Pazar

SAĞLIKSIZ KİLO ALIMI UYKU APNESİNE NEDEN OLUYOR

Türkiye'de 1,5 milyon uyku apneli hasta olduğunu biliyormusunuz. Uyku apnesi dediğimiz şey uykuda solunum bozukluğu demektir. Yani kişilerde gecede defalarca 10'larca, 100'lerce kez en az 10 saniye ve daha fazla olmak üzere uykuda solunum durması demektir. Bu hastalık etrafımıza baktığımız zaman çok fazla olan hastalıktır. Astım ve şeker hastalığından daha aşağıda değildir. Türkiye nüfusuna bakacak olursak 70 milyon insanda yüzde 2 gibi bir oran bile deseniz en az 1,5 milyon hastamız var ve bunlara ulaşmamız çok zor. Uyku laboratuarlarında ancak bunun tanısı konulabiliyor. Ülkemizde her ne kadar Avrupa'dan fazla uyku laboratuarımız olsa bile ama buradaki yatak sayısı ile bunlara ulaşmamız mümkün değil. Belki 80 yılda bu hastalara ulaşabilip tedavilerini verebiliyorsunuz. Dolayısıyla tarama testleri ön planda olmak zorunda. Yani herkese uyku testi yapılmasın. Özellikle riskli olan hasta grubuna uyku testi yapılsın' dedi.

D VE E SINIFI ŞOFÖRLERE POLİSOMNOGRAFİK TESTİ UYGULANMALI

D ve E sınıfı ehliyete sahip olan uzun yol şoförlerinde uyku testi dediğimiz polisomnografik testinin mutlaka yapılması gerekli. Trafik kazaları buradan yola çıkılarak bir kanun yapılmış. 2006 yılında trafik kanununda 26301 sayılı kanun gereğince D ve E sınıfı ehliyete sahip olan ve olacak uzun yol şoförlerinde uyku testi dediğimiz polisomnografik testinin mutlaka yapılması gerekiyor. Bu kişiler yüksek riske sahiplerse, mesleklerini icra edemezler. Özellikle pilotlarda sayılarının az olmasından dolayı zaten uygulanıyor. Hiçbir hava yolu pilotuna uyku testi uygulamadan işe almıyor. Bunun uzun yol şoförlerinde de olması için güzel bir kanunumuz var. 45 yaş üstü ve beden kitle endeksi 25'in üzerinde olan aday ve mevcut olan kişiler uyku testiyle hasta olup olmadıklarının belirlenmesi gerekiyor. Hastaysa bunun tedavisi var. Eğer kişi tedavisini alıyorsa mesleğini icra etmesinde hiçbir engel yok. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Tedavisini almıyorsa ve buna rağmen mesleğini icra ediyorsa toplumsal bir risk sahibi demektir. Dünyada da bu çok güzel tespit edilmiş. Challenger kazaları gibi kazalar uyku bozukluğundan kaynaklanan kazalardır. Dolayısıyla uzun yol şoförlerinde görüyoruz işte sabaha karşı özellikle uyku ataklarının ortaya çıkması ve kişi bir kişi ama 45 kişinin hayatını taşıyor' diye konuştu.

"YAPILAN TESTTE 85 ŞOFÖRDEN 46'SI UYKU APNESİ HASTASI"
85 kişi üzerinde yapılan uyku testinde 46 kişi bu hastalığa sahip ,uyku apnesinin kilolu kişilerde görülme olasılığı daha fazla. Bu konuda 2 yıl önce kendi hastanemde yapılan bir çalışmam vardı uzun yol şoförlerinde. Aktif iki tane firmanın şoförleriydi bunlar. 85 şoföre uyku testi yaptık. 85 şoförün 46 tanesinde biz hastalığı hafif, orta, ağır diye 3'e ayırırız. Orta ve ağır dediğimiz yani ileri grup uyku apne sendromunun olduğunu tespit ettik. 85 kişide 46, yüzde 54'e tekabül ediyor. Bu tamamen spot aldığımız ve Türkiye'nin en iyi 5 tane turizm firmasının şoförleriydi. Bunlar daha seçme şoförler. Dolayısıyla gerisini siz düşünün. Bir anlamda da dünyada bu sıklık yüzde 2-4 arasındadır. Tabi bu kişilerin yaş ve cinsiyet grupları da çok etkili. 40 yaş üzerindeki erkeklerde bu sıklık çok daha fazla. Genel anlamda kilolu kişiler bunlar. Şoförlerin de çoğu inmobil dediğimiz yani hareketsiz olmaları sebebiyle fazla kiloya sahipler. Dolayısıyla uyku apnesi bu kişilerde biraz daha fazla durumda' şeklinde konuştu.

SAĞLIKSIZ KİLO ALMA UYKU APNESİNE NEDEN OLUYOR

Hastalık aynı göz bozukluğu gibi bir şey. Gözünüz bozuksa siz onun önlemini alamazsınız. Dolayısıyla biz şuan hastalığın olup olmadığını aslında bir çeşit halk hastalığı işlemi yapıyoruz. Bunu bir takım anketlerle de belirleyebilirsiniz. Basit 5-6 soruyla bu hastalığın var olduğunu tespit edebilirsiniz. Ne olabilir? Buradaki en önemli önleyicilik sağlıksız kilo alma. Özellikle göbek çevresinin genişlemesi, boyun çevresinin kalınlaşması bu hastalığın sıklığını arttırmakta. Yani kilo ile birebir bağlantısı var. Kilo aldıkça hastalığınız ağırlaşıyor. Hastalığınız ağırlaştıkça da kilo alıyorsunuz. Kişi istese de kilolarını kolay kolay veremiyor. Hastalığın altında yatan bir tek sebep yok belki 30-40 nedeni alt alta sıralayabiliriz. Ama bunlar hep hastalığa katkı sağlayan durumlar. Direkt önleyicilik erken tanıyla konulabilir.

5 Nisan 2014 Cumartesi

KANSIZLIĞA EN İYİ ÇARE PEKMEZ



Ülkemiz üzüm üretimi bakımından Avrupa'da önemli merkezlerden biridir. Üretilen üzümün yüzde 25'i taze meyve olarak, yüzde 35'i kurutularak, yüzde 3'ü şarap yapımında ve yüzde 37'si de pekmez ve pestil üretimi için kullanılıyor. Pekmez, Anadolu'da sıklıkla tüketilmesine rağmen, şehir hayatında unutulan yiyeceklerimizden biri konumuna gelmiştir. Pekmez; içerdiği organik asitler, mineral ve vitaminler açısından zengin örüntüsü nedeniyle çocuklar, hamile anneler ve yaşlılık dönemindekiler için önemli yiyecekler arasında değerini korumaktadır. İçerdiği yüksek kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum, bakır, çinko ve demir mineralleri nedeniyle, risk gruplarında bunların eksikliğini önlemek açısından önemli bir yere sahiptir.

İLAÇ KADAR ETKİLİ 
Ülkemizde pekmez üzerine yapılmış üç önemli araştırma vardır. Bu araştırmalar, mineral içeriği oldukça yüksek olan pekmezin sağlık üzerine olumlu etkisini laboratuvar sonuçları ile destekleyerek bizlere aktarmıştır. İlki, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde yapılmıştır. Demir eksikliği anemisi tespit edilen okul çağı çocuklarının beslenmelerine kahvaltı ve akşam yemeğinden sonra birer yemek kaşığı pekmezi eklediklerinde, anemi hastalıklarının düzeldiği gözlenmiştir. Çünkü pekmezin hem biyoyararlılığı yüksek, hem de oldukça fazla miktarda demir minerali içeriyor. Bu da çocukların demir ilacı kullanmadan hastalıklarının düzelmesine olanak sağlıyor. Diğer araştırma ise, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Bölümü'nde anemisi olan hamile kadınların beslenme listelerine bir yemek kaşığı pekmez eklenmiştir. Kan sayımlarında hemoglobin ve hematokrit düzeylerinde yüzde 20 artış oluşturarak bu riskli dönemde demir depolarının boşalması engellenmiştir. 

FOSFOR MİKTARI YÜKSEK 
Üçüncü çalışma ise, anemi dışında yapılmış pilot bir araştırmadır. Süt ve süt ürünlerini az tüketen gençlerin beslenmelerine günde üç yemek kaşığı pekmez eklenerek, kemik sağlığı gelişimleri değerlendirilmiştir. Süt ve bitkisel kaynaklı kalsiyum içeren tahıllar, kurubaklagillerde fosfor miktarı, kalsiyum miktarından 4-10 kat fazla iken, et ve yumurtada 15-20 kat daha yüksek orandadır. Diyetin kalsiyum, fosfor oranının dengeli olması, kemik mineral yoğunluğu üzerinde oldukça önemlidir. Pekmezin kalsiyum miktarı, fosfor miktarının 2-3 katı kadardır. Bu nedenle pekmez (birçok kalsiyum içeren besine göre) kemik mineral yoğunluğunun artmasında yararlı bir etkiye de sahiptir. Pekmez, kemik sağlığı ve anemi gibi ciddi hastalıklardan koruyucu, hatta tedavi edici etkisi nedeniyle yılın her günü düzenli olarak yenilmelidir. Pekmezi taze meyvelerle harmanlayabilir, tahin ile kahvaltıda tüketebilir ve en çokda yoğurdunuzu tatlandırarak rahatlıkla kullanabilirsiniz. Çocuklara günde iki yemek kaşığı, hamileler ve erkeklere bir yemek kaşığı, zayıflama diyeti uygulayanlara ve yaşlılara bir tatlı kaşığı pekmez yemelerini öneririm.

SAĞLIĞINIZI KORUYAN İKSİR
Baharın gelmesiyle beraber vücudun yenilenmesi, yani toksinlerinden arındırılması, sağlığınızı iyi yönde geliştirmek için oldukça önemlidir. Bu hafta karaciğerde detoks enzimlerinizin yüksek performansta çalışmasını sağlayıp, zararlı maddelerin vücuttan atılmasını kolaylaştıracak özel bir tarif. Bu özel detoks içeceğini, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında birer haftalık kürler halinde her sabah uyandığınızda uygulamalısınız.

MALZEMELER
 1 adet taze enginar
 2 yemek kaşığı taze dereotu
 1 adet yeşil elma
 10 yaprak taze fesleğen
 Çeyrek misket limonu

YAPILIŞI
Katı meyve sıkacağında taze enginar, dereotu, fesleğen ve elmayı beraberce çekin. Çıkan büyük bardak taze sebze-meyve suyu karışımına misket limonunu sıkın.

SABAH GÜNEŞİ KİLO VERDİRİR



Yaz aylarının yaklaştığı şu günlerde insanların çoğunu şimdiden kilo verme telaşı ve tatil heyecanı sardı. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre hem tatil yapıp, hem de aynı zamanda zayıflayabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken ise sabah saatlerinde güneşlenmek. Araştırmayı yürüten uzmanlar şöyle konuştu: "Bir kişi günün uygun zamanında yeterli güneş ışığı alırsa metabolizması hızlanır. Bu da kilo vermesine yardımcı olur."

27 Mart 2014 Perşembe

BU ARABALARIN HEPSİ GERÇEK

Mart ayının başında gerçekleşen Cenevre otomobil Fuarı'nda birbirinden ilginç modeller görücüye çıktı. Festivalde 2014 model otomobillerin yanı sıra markaların 2015 ya da daha sonraki yılalrda piyasaya sürmeyi planladığı otomobillerin prototipleri de yer aldı.


EDGA Genesis
Alman teknoloji şirketi EDGA, Cenevre Otomobil Fuarı'nda sıradışı bir tanıtıma imza attı. 3 boyutlu yazıcıda fiber malzeme ile ürettikleri tasarım halindeki modeli Genesis'in şasesini basına tanıttı. EDGA böylece otomobil dünyasına 3 boyutlu yazıcı teknolojisini sokmayı başarmış oldu.
EDAG Genesis,  tasarlanırken kaplumbağalardan esinlenilmiş. Onların hafif ama dayanıklı kabuk yapısı örnek alınarak araç geliştirilmiş. Şase incelendiğinde, iskelet çerçevenin oldukça doğal bir nesneye benzetildiğini ve yumuşak geçişlere sahip olduğunu görebiliyoruz.

3d yazının kullanılması nedeniyle yumuşak ve teğet geçişler yapının daha sağlam ve stabil olmasınıda sağlamış. EDGA her ne kadar otomobilin daha şasesini üretse de 3 boyutlu yazıcıyı otomobil dünyasına katması, otomobil dünyasında bir devrim.
Honda FCEV
Honda'nın 2015'te piyasaya sürmeyi tasarladığı Honda FCEV, yeni nesil Honda otomobillerinden biri. Bilim kurgu romanlarından fırlamış gibi duran FCEV'in en önemli özelliklerinden biri yakıt hücresi teknolojisi. Honda FCEV, hidrojen ve oksijenin kimyasal reaksiyonu ille elektrik üreten, yakıt pillerine (Yakıt hücreleri) sahip bir motorla çalışıyor.


Bazılarının bilim kurgu filmlerindeki uçan araçları andırdığı bu otomobiller, değişik ve yeni tasarımları ile ilgi çekti. Geleceğin çizgilerini taşıyan bu otomobiller, tasarımlarının yanında yeni motor teknolojileri, tamamen dijital konsolları ve bilgisayar sistemleri ile de gelecekteki otomobillerin nasıl olacağı hakkında fikirler sunuyor.

Maserati Alfieri
Ünlü İtalyan lüks otomobil firması Maseratti, gelecekte efsane modeli GranTurismo kadar sansasyon yaratması beklenen yeni modeli Alfieri'yi Cenevre'de otomobil severlerin beğenisine sundu. Devrim niteliğindeki bu tasarım, lüks otomobil tutkunlarına, gelecekte İtalyan otomobillerinin nasıl evrim geçireceği hakkında fikir verdi.


NanoFlowcell Quant e-Sportslimousine
Hiç akıcı elektrik itiş kuvveti diye bir terim duydunuz mu? Cenevre Otomobil Fuarı'nda sergilenen  NanoFlowcell Quant e-Sportslimousine ile ileride bu terime aşina olacaksınız. Dünya'nın en küçük ülkelerinden biri olan Lichtensteinli bir şirket olan NanoFlowcell, yeni modeli Quant e-Sportslimousine ile devrim yaratacak.
Akıcı elektrik itiş gücü teknolojisi ile ön plana çıkan Quant e – Sportlimousine, elektrokimyasal akümülatör hücreleri lie yakıt hücrelerini birleştiren akış hücrelerini sahip. Bu yeni nesil piller, geleneksel lityum-iyon olanlardan 5 kat daha verimli.
Rinspeed XchangE
80'li ve 90'lı yıllardaki gelecekte geçen filmlerle büyüyen otomobil tutkunları müjde! Bilim kurgu filmlerinden gördüğümüz sürücüsüz otomobiller gerçek oldu! Cenevre Otomobil Fuarı'nın belki de en bomba etkisi yaratacak modeli Rinspeed Xchange oldu. Bu otomobil, sürücüye gerek olmadan bilgisayarı sayesinde kendi kendine gidebiliyor.
Araç gideceği noktaya doğru seyrederken siz otomobilin içinde yemeğinizi yiyebilir, bilgisayar oyunu oynayabilir, internette sörf yapabilir, hatta film izleyebilirsiniz. Yolcu uçaklarındaki business class koltuklarından esinlenen ve 20 değişik şekle girebilen koltuklarla da otomobilin içi evden daha konforlu bir hal alıyor.









26 Mart 2014 Çarşamba

MİGRENE DİKKAT!



Migren'in daha çok bayanlarda görülen genelde tek taraflı aşırı ağrı, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ışık, ses hassasiyetinin olduğu nörolojik bir hastalık olduğuna değinen Uzman Doktor Bingöl, " Bazen migren çift taraflı da hissedilebilir. Enseden başlar göze vurabilir, göz veya ensede daha şiddetli olabilir.
Migreni tetikleyen faktörler arasında uyku düzensizlikleri, aşırı veya az uyku çok fazla kafein ile çay tüketimi, stres, sıkıntı, peynir, çilek, çikolata tüketimi, uçak yolculukları ve basınç değişiklikleri yer alıyor. Migren hastalarının ağrı kesiciyi sıkça kullanmaları, yani ayda 15 gün ve daha fazlası ağrının kronikleşmesine neden oluyor. Bu tedaviye yanıtı daha da zorlaştırıyor. Hastanın daha depresif bir ruh hali almasına sebep oluyor. Çünkü hastanın yaşam kalitesi bozulmaktadır. Biz bu tür hastalarda ağrı kesici kullanımı kesip düzenli bir migren tedavisi uyguluyoruz" dedi.

"BİR FİNCAN KAHVE İYİ FAZLASI ZARARLI"

Özellikle günde bir fincan kahve tüketimi migren için koruyucu. Migren hastalarının özellikle öğle saatlerinde uyumamalarını öneriyoruz. Aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçmalılar ancak günde bir fincan kahve koruyucu olarak bilinmektedir. Perhize dikkat etmeliler, çok şekerli, çok yüksek kalorili gıdalar tüketmemelidirler. Aşırı kalabalık ve havasız ortamlardan da kaçınmalıdırlar. Özellikle lodosun olduğu günler ve rüzgarlı havalarda dışarıya çıkmamalıdırlar.

25 Mart 2014 Salı

BBC'NİN BÖCEK GÖZÜ YANILGISI


Doğadaki üstün yaratılış, bilim adamlarının ilgisini çekmeye, onlara ilham vermeye devam ediyor. Bu alandaki araştırmalara son olarak arı gözündeki sistemi anlamak için yapılan bir kalıplama çalışması eklendi. ABD”deki California Üniversitesi”den bilim adamları, arı gözünü taklit eden ve 8500″den fazla altıgen lensten oluşan bir yapay gözü, bir iğne ucu kadar alana sığdırmayı başardı. Çalışmanın detayları, BBC”nin internet sitesindeki 27 Nisan 2006 tarihli ve “Böcek gözleri geleceğin görüşüne ilham kaynağı oldu” başlıklı haberde özetle şu şekilde aktarıldı:
BBCnin-Bocek-Gozu-YanilgisiKörler için yapay retinalar geliştirmeyi hayal eden bilim adamları, işe sineğin gözündeki gibi hassas bir şekilde dizilmiş, ışığı merkeze odaklayan lensleri bir kalıba dökmekle başladı. Araştırmacılar önce 8700″e yakın lensi oluşturacak bir yarım küreden bir kalıp hazırladılar. Bu daha sonra, ultraviyole ışınla temas ettiğinde reaksiyona girerek sertleşen bir yapay reçineyle dolduruldu. Daha sonra bu malzeme hafifçe ısıtılarak kabından çıkarıldı ve böylece ortaya iğne ucu büyüklüğünde yapay bir bileşik göz çıktı.
Bilim adamları, bu malzemeyi birtakım özgün kimyasal özellikleri sebebiyle tercih ettiler. Çalışma da bu tercihin ne kadar yerinde olduğunu göstermekten geri kalmadı. Işıkla temas eden malzeme, kimyasal yapısını değiştirdi ve ışığı daha da derine taşıyacak bir konik kanalı yavaş yavaş oluşturdu. Böylece yüzeylerindeki küçük çıkıntıları lens olarak kullanan ve bunlarla temas eden ışığı daha derinlere aktarma yeteneğine sahip ilginç bir malzeme ortaya çıktı.
Şimdilik bu yapay göz herhangi bir görüntüleme cihazına bağlı değil. Ancak dijital kamerada kullanılanlara benzer bir imaj algılayıcısına bağlanabilir ve örneğin sindirim sistemini görüntüleyen bir cihaza dönüştürülebilir. Bunun için görünürde herhangi bir engel bulunmuyor.
Araştırmacılar aslında bunun daha ötesini hedefliyor ve yapay retinalar geliştirerek körlere yardımcı olan tedaviler geliştirmeyi hayal ediyorlar.
Bu çalışmanın insanlığa getireceği muhtemel faydalar açısından başarısı tartışılmaz. Ancak diğer yandan, çalışmanın düşündürdüğü ve cevaplanması çok gerekli bir soru var: Bilim adamlarının mükemmel bir sistem olarak taklit ettiği arı gözü tasarımı, ilk kez nasıl ortaya çıkmıştır?
Arılar, araştırmacıların da BBC yazısındaki yorumlarında belirttikleri gibi, “tek bir hücre olarak yaşama başlamaktadırlar ve büyüdükçe bu çok güzel optik sistemi kendileri inşa etmektedirler”. Eğer bu araştırmacıların belirttiği şekilde arının bu özel optik sistemi kendisinin inşa ettiğini kabul edecek olursak, arının böyle bir mühendislik harikasının optik detaylarına, onları bir dışbükeyde dizecek matematiksel formüle, gerekli protein ve sinirlerin yapısına ve bunların üretiminde gerekli genetik dizilimin bilgisine sahip olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Oysa arının böyle bir yeteneğe sahip olmadığı çok açıktır.
Arı, yaşama tek hücre olarak başlamasından itibaren yumurta içinde mükemmel bir koordinasyon altında gelişmektedir. Bu süreç birbiriyle bağlantılı hassas parçaların (dokuların) doğru zamanda ve doğru şekilde üretimiyle devam etmektedir. Böylelikle, bir işçinin koyduğu ilk tuğlayı izleyen süreçte ortaya mükemmel bir bina çıkması gibi, tek bir hücrenin bölünmesini izleyen süreçte; anten, göz, kanat, bacak ve başka birçok kompleks yapıyı içeren mükemmel bir canlı çıkmaktadır. Sonuçta uçma gibi kompleks bir fonksiyonu yerine getirebilen, bilim adamlarını hayran bırakan şekilde gelişen bu sineğin ise tüm bunları kendi dilemesiyle üretmediği, varlığını üstün bir Yaratıcı”ya borçlu olduğu kesin bir gerçektir.
Şüphesiz, arıyı göz ve sahip olduğu diğer tüm organlarıyla yoktan var eden, Yüce Allah”tır. Bilim adamları teknolojik atılımlar hedeflerken gerçekte Allah”ın üstün bilgi ve kudretinin eseri olan yaratılışı taklit etmektedirler.
BBC’nin evrim yanılgısı
BBC yazısında ise bu çalışmanın “böceklerin böylesine kompleks sistemleri nasıl evrimleştirdiklerini anlamada faydalı olabileceği” şeklinde bir yorum yapılmaktadır.  Bu yorum, materyalist felsefenin insanı ne kadar körleştirdiğinin son bir göstergesini oluşturmaktadır. Çünkü günümüz böceklerinin gözünü tanımlayan bileşik göz yapısı, değil evrime ışık tutmak, tam aksine evrimi kesin olarak geçersiz kılan, onu yalanlayan bir yapıdır. Bu yapı, doğa tarihinde 530 milyon yıllık bir geçmişe sahiptir ve ilk olarak trilobitlerde (üç kısımdan meydana gelen bir arthropod türü) ortaya çıkışından bu yana hiçbir değişikliğe uğramamış, bir diğer deyişle hiçbir evrim geçirmemiştir.
Üstelik bileşik göz yapısı, hiçbir evrimsel öncülü olmaksızın, jeolojik ölçülerde bir göz kırpması kadar kısa sürede ve kusursuz yapısıyla aniden ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu sistem, ilk ortaya çıktığında “ilkel” veya “gelişmemiş” bir yapı değil, lens biliminde sahip olduğumuz en son bilgileri “en başından beri” içeren, “mükemmel” bir sistemdir.
Dahası, trilobitlerdeki örnekleri de optik bilimcilerin ulaşabildiği en ileri teknolojilerle dahi geçilemeyen, mükemmel sistemlere sahiptir. Trilobit gözleri, onyedinici yüzyılda Descartes ve Huygens isimli optik bilimcilerin, ışığı en iyi odaklayan lensleri üretibilmek amacıyla birbirlerinden bağımsız olarak geliştirdikleri sistemleri taşımaktadırlar. Descartes ve Huygens, uzun çabalar sonucunda keşfettikleri lens sistemlerinin, trilobitler tarafından 530 milyon yıl önce kullanılmakta olduğundan habersizdiler. 1980″li yıllarda Ricardo Levi-Setti isimli fizikçinin araştırmaları, trilobit gözlerinde Descartes ve Huygens”in tanımladığı matematiksel eğrilerin varlığını ortaya koydu. Descartes ve Huygens”in lens tasarımları, günümüz optik bilimcileri tarafından hala kullanılmaktadır.
Akıl ve bilinç sahibi araştırmacıların, amaç doğrultusunda ve matematik, optik ve fizik bilgisi kullanarak geliştirdiği lens sistemlerinin trilobitlerdeki varlığı, bileşik göz yapısının kusursuz bir yaratılışın eseri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu sistemin, yüz milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşması, onun yaratılış lehindeki desteğini birkaç misli artırmaktadır.
Bu delili daha iyi görüntüleme sistemleri geliştirme amacıyla inceleyen bilim adamlarının evrim konusundaki  ısrarı ise oldukça düşündürücüdür. Sürekli olarak yaratılış delillerini inceleyen ancak yaratılışı taktir edemeyen materyalistler, kendileri adına ciddi bir “görüş kıtlığı” sergilemektedirler.
BBC internetin bilim haberlerini hazırlayan kadroya köhne evrim teorisini terk etmelerini tavsiye ediyor, arı gözünün yaratılışı kanıtladığını görmelerini diliyoruz. 

SİNEĞİN ROBOTA UYGULANAMAYAN ÜSTÜN ÖZELLİKLERİ



Sinekler, Yüce Allah’ın bahşettiği bir özellik olarak çevreden gelen uyarıcılara ait bilgilerin çoğunu beyinlerinin dışında yorumlayabilirler. Bu canlının sinir sistemi bazı hareketleri kontrol edebilecek şekilde yaratılmıştır. Yani sineğin başı gövdesinden ayrılsa bile sinir sistemine bir uyarıcı gönderildiğinde sinek hala gözleri ile etrafını algılayabilir.

Sineklerin sinir sisteminde bulunan özellikler, robot tasarımcılarının dikkatinden kaçmamış ve robotlara transfer edilmiştir. Bu şekilde beyni olmayan Tarry II adlı robot, etrafındaki uyarıcıları elektrik sinyalleri şeklinde algılayarak, sineğin eşsiz sisteminin taklit edilmesi sayesinde on yıldan daha uzun bir süredir yürüyebilmektedir.

Sinir sistemi her ne kadar birçok işlevi yerine getirse de karar vermek ve daha kompleks koordineli hareketler için elbette bir beyne ihtiyaç vardır. Nitekim bir sinek, anteni ve gözleri ile çevresini tarar, bu bilginin beyindeki işleminden sonra bir karar verir, belki olası bir tehlikeden geri dönmek veya yiyeceğe doğru acele etmek için çevik hareketler yapar. İşte robot tasarımcılarının taklit edemedikleri özellikler de bu noktada başlamaktadır.

Tasarımcılar sineklerin üç boyutlu görüntü elde edebilen ve hedeflerini görmek için yerini değiştirdikçe cismin görünüşünde meydana gelen değişiklikleri saptayabilen bir robot yapamadıkları gibi, bu canlının enerji verim hesabı yaparak, enerjiye ihtiyaç duyduğu zamanlarda önlem alabilen, buna göre adım boyutlarını ve yürüme hızını belirleyen üstün özelliklerini de asla taklit edememişlerdir.

SOKAK AYDINLATMASI ARTIK LED AMPÜLLERLE YAPILACAK



Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın "Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliği", Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, genel veya açık alan aydınlatma kapsamına giren yol, cadde, sokak, alt ve üst geçit ve meydan aydınlatmalarında şeffaf cam tüplü yüksek basınçlı sodyum buharlı lambalar, LED'li yol aydınlatma armatürleri kullanılacak.

Park ve bahçe aydınlatması amacıyla kullanılan aydınlatma sistemlerinde de elektronik balastlı floresan, kompakt floresan lambalar veya LED'li armatürler kullanılacak.

- Dış aydınlatma lambaları rantabl olacak

Park ve bahçe aydınlatmalarında sadece yol, oturma grubu, spor oyun araçları, otopark ve güvenlik gerektiren kısımlar aydınlatılacak. Dış aydınlatmada tercih edilecek lamba ve armatürler, rantabiliteye göre seçilecek. Rantabilite hesaplarının, lamba ve armatür ömrünü içeren enerji sarfiyatı ile işletme ve bakım giderlerini de içerecek şekilde yapılarak proje dosyasında ibrazı esas olacak.

Kamu bina ve kampüslerinde yapılacak aydınlatmalarda lamba ve armatür rantabilitesi, asgari 10 yılı içeren enerji sarfiyatı ile işletme ve bakım giderleri ve ilk yatırım maliyeti unsurları birlikte değerlendirilerek tespit edilecek. Proje onaylarında bu hesapların aranması zorunlu olacak. Ayrıca, kamu binalarına ait tüketimler bildirilirken kampüs aydınlatmaları da dikkate alınacak.

Bu arada, "Karayolları Genel Müdürlüğünün yetki alanına giren şehir giriş ve çıkış yolları ve otoyollar haricinde kalan yol aydınlatma projelerinin bu limitlere uygunluğunun elektrik piyasasında faaliyet gösteren dağıtım lisansı sahibi ilgili tüzel kişiler tarafından denetlenmesine" ilişkin hüküm yönetmelikten çıkarıldı.

- Proje başvuruları ve destekleri

Belgelendirmeye esas olan yürürlükteki ulusal veya uluslararası ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi-Kullanım Kılavuzu ve Şartlar Standardı belgesine sahip olmak üzere başvuru yapıldığına dair, başvuru yapılan kurum veya kuruluş tarafından düzenlenmiş belge sunan endüstriyel işletmelerin başvuruları kabul edilecek. Ancak, başvuru kabul edilmiş, değerlendirilmiş ve desteklenmesi kararlaştırılmış olsa da sözleşmenin imzalanmasını takip eden 2 yıl içinde bu belgeye sahip olunmadıkça destek ödemesi yapılmayacak. Bu durumundan dolayı destek ödemesi yapılmayan endüstriyel işletme herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunamayacak.

Başvurular 5 proje ile sınırlı olacak. Endüstriyel işletmelerin daha önceki başvuru dönemlerinde destekleme kararı alınmış ve uygulaması halen devam eden projeleri bu sayıya dahil sayılacak. Ancak, uygulamasının tamamlandığı yazılı olarak Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğüne bildirilen projeler bu sayıya dahil olmayacak.

Sözleşme yapılan projelere uygulanacak destek miktarı hesaplanırken, gerçekleşen proje bedelinin (KDV hariç) kabul edilen proje bedelinden fazla olması durumunda, kabul edilen proje bedelinin en fazla yüzde 10 artırımlı değerini geçmeyecek proje bedeli üzerinden yapılan hesaplamalara göre destek ödemesi yapılacak. Gerçekleşen proje bedeli hiç bir surette KDV hariç 1 milyon lirayı aşamayacak.

1 Ocak 2014 tarihinden itibaren yapılacak başvurularda, belgelendirmeye esas olan yürürlükteki ulusal veya uluslararası ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi-Kullanım Kılavuzu ve Şartlar Standardı belgesine sahip olma şartı aranacak.

Genel veya açık alan aydınlatma kapsamına giren yol, cadde, sokak, alt ve üst geçit ve meydan aydınlatmalarına ilişkin teknik kriterler, bugünden itibaren bir yıl içinde Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) tarafından Resmi Gazete'de yayımlanacak.

Yönetmeliğin, ulusal veya uluslararası ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi-Kullanım Kılavuzu ve Şartlar Standardı belgesine sahip olmak üzere yapılacak başvuruları 5 proje ile sınırlı tutan düzenleme 3 ay sonra, diğer düzenlemeler ise bugünden itibaren geçerli olacak.

ÇİN'DEKİ TÜRK PİRAMİTLERİ TARİHİ DEĞİŞTİRECEK



Çin’in orta kesimindeki Şaanşi eyaletinin başkenti Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitleri hakkında araştırmalarda bulunan ve piramitlerin içine giren ilk Türk araştırmacı yazar Oktan Keleş, piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini ve “bütün ezberleri bozacak kadar dünya tarihi açısından önemli olduğunu” söyledi.
“Beyaz piramitler” ya da “Türk piramidi” diye de anılan piramitlere giren ve orada araştırmalarda bulunan Keleş, “Buradaki materyaller konunun uzmanları tarafından incelendiğinde şunu söyleyebiliriz: Tarihin tekrar yazılması gerekebilir” dedi ve piramitlerdeki materyallerin Türk tarihi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti.
Keleş, bölgeye daha önce de araştırma yapmak için başkalarının gittiğini ancak araştırmacıların görüntü almasına izin verilmediğini ve şimdi yayımlanan fotoğrafların, “şu ana kadar yayımlananlar arasında bir ilk” olduğunu vurguladı.
Yaşlı bir Çinli rehberliğinde piramitlerin iç kısımlarına girdiklerini belirten Keleş, piramitlerin içinde Türklere ait olduğunu düşündükleri sembol, heykel ve tabletler olduğunu kaydetti.
Keleş, kendilerinin ortaya koyduğu deliller karşısında Çinli yetkililerin, “Eski dönemlerde Uygurlar, Çinliler adına paralı asker olarak görev yapıyorlardı. Buradaki semboller ve işaretler onlardan kalma” dediğini aktardı ve “Bu düşünce tabii kendilerine ait” diye konuştu.


“PİRAMİDİN İÇİNDEYİZ”
Piramitlere giderken ve piramitlerin içinde yaşananları aktaran Oktan Keleş, yaşlı bir Çinli rehber eşliğinde piramitlere yakın bir yerden doğal bir mağaranın içerisinde girdiklerini ve karanlıkta 40-50 metre kadar yürüdüklerini anlatarak, “Mağarada 3 kanallı bir girişe geldik. Sonra dikey bir yerden 7-8 metre aşağı kaydık. Geniş bir alana geldiğimizde Çinli rehber bize ‘Piramidin içindeyiz’ dedi” diye konuştu.
Keleş, piramidin tabii bir oluşumun üzerine inşa edildiğini belirtti ve Çinli rehber eşliğinde bir mezar odasına ulaşıldığını aktardı.


Mezar odasında yerde boyu 2 metreye yakın bir mumya olduğunu belirten Keleş, mumyanın başında bulunan bir kayada çeşitli işaret ve yazıların yanı sıra “ay yıldız, kurt başları” gördüklerini söyledi. Keleş, alana ışık tutulduğunda “şoke olduklarını” ve “3 metre boylarında, muhtemelen granit taştan yapılma bir baş heykeli” ile karşılaştıklarını kaydetti.
Keleş, heykelin üst kısmında çift boynuza benzer bir objenin bulunduğunu, kafasının ortasında da bir “ay-yıldız” simgesinin göze çarptığını anlattı. Heykelin yanında da kucağında çocuk olan başka bir kadın heykelinin ve yerde bir mumyanın bulunduğunu belirten Keleş, şöyle devam etti:
“İhtiyar Çinli, dizlerinin üzerine çöküp bir şeyler mırıldanıyor. Gördüğümüz mumya bir erkeğe ait. 30 sene kadar önce yüzü daha net seçiliyormuş hatta ayaklarında çizmeye benzer şeyler olduğunu söylüyor, yaşlı Çinli. İçeride yaklaşık 7-8 dakika kadar kaldık ki, ihtiyar Çinli acele çıkmamız gerektiğini işaret ediyor. Biz biraz daha kalıp, etrafı iyice incelemek istiyoruz. Yaşlı Çinli sertleşiyor, teklifimizi kabul etmiyor. Aşağı doğru merdivenle inilen bir yer görüyoruz ve oraya inmek istiyoruz. Yaşlı Çinli, ‘oraya inişin çok zor olduğunu, indikten sonra çıkışın daha da zor olduğunu, buradan acele çıkmamız gerektiğini’ söylüyor. Çinli’nin bu kadar telaşlı olmasından ve sinirlenmesinden dolayı aşağı inemedik. Ancak fenerle şöyle etrafı bir taradığımızda, duvarlarda yazılar ve şekillerle üst üste dizilmiş ve birbirlerine yapışmış tabletleri gördük daha fazlasını seçemedik.”


“ATANIZ OĞUZ KAĞAN’IN TEMSİLİ SURETİDİR”
Keleş, yaşlı Çinlinin verdiği bilgiye göre, mumyanın yüzünün önceden daha net olduğunu, ancak zaman içerisinde köylülerin mumyanın bazı parçalarını koparması nedeniyle bozulmaya başladığını söyledi.
Çift boynuzlu granit taştan üç metrelik baş figürünü sorduklarında ise şaşırtıcı bir cevap aldıklarını belirten Oktan Keleş, Çinli’nin “O sizin atanız Oğuz Kağan’ın temsili suretidir” dediğini nakletti.
Keleş, Çinli’nin piramidin alt kısmında başka bir mumya olduğunu ve onun hiç bozulmadığını ileri sürdüğünü, ayrıca var olan binlerce tabletten bazılarının zaman içerisinde aşınarak birbirine yapıştığını söylediğini aktardı.
Piramitlerin bulunduğu bölgenin yasak olduğuna dair söylentilerin sorulması üzerine Keleş, bölgenin tamamen yasaklanmış bir bölge olmadığını, ancak içeride araştırma ve çekim yapmak konusunda izin verilmediğini belirtti.
Keleş, özellikle Alman bilim adamlarının yaptığı çalışmaların “oldukça önemli” olduğunu, ellerinde bazı bilgiler olmakla beraber görüntü olarak kanıt sunamadıklarını vurgulayarak, “Bildiğimiz kadarıyla bizim yayımladığımız görüntüler bu alanda en kapsamlı görüntüler olma özelliğine sahiptir” diye konuştu.
Şian şehrinin 100 kilometre yakınında bulunan Çin piramitlerinin, diğer adıyla “Türk piramitlerinin” keşfi konusunda birçok iddia bulunuyor.


Bunların arasında en yaygın olanı ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalı pilot James Gaussman’ın Hindistan’dan Çin’e uçarken piramitleri gördüğüne dair iddialar olmasına karşın, bu iddiaları doğrulayacak bir kanıt bulunmuyor.
Gaussman’ın iddialarının aslında Trans World Havayolları’nın Uzak Doğu yöneticisi Binbaşı Maurice Shehan’a ait olduğu düşünülüyor.
Keleş, Gaussman’ın bölgedeki piramitleri görmesinin ardından Alman araştırmacı yazar Hartwig HausDorf’un bölgeye gittiğini ve piramitler hakkında birçok materyal topladığını aktardı.
Keleş, Hausdorf’un bu piramitlerde, ön Türklere ait “yazılar ve çok değişik mumyalar olduğunu” söylediğini, ancak bunları delillendiremediği için bilgilerinin kuşkuyla karşılandığını belirtti.
Piramitlerin sayısının irili ufaklı 100 civarında olduğu belirtilirken, söz konusu piramitlerin kime ait olduğu ve içindekiler hakkında kesin bilgi bulunmuyor.

GÖBEKTEKİ KİLO KALP RAHATSIZLIĞINA İŞARET


Ülkemizde ölümle sonuçlanan hastalıklar arasında birinci sırada yer alan kalp-damar hastalıkları, ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı dışında kalp hastalıklarının; bilinmeyen ve bu nedenle hastaların hekime geç başvurmasına yol açabilen belirtileri de var. 

 Beyazlayan saçlar: Ülkemizde yapılan bir araştırma, erken yaşta beyazlayan saçların kalp hastalığı habercisi olabileceğini gösteriyor. Bunda genetik faktörlerin rol aldığı düşünülüyor. 

 Cilt altı yağ bezeleri: Dirsek, diz, el, ayak, kalça ya da göz kapağı üzerinde görülen minik yağ bezeleri, kandaki yağ oranında artış olduğunu gösteriyor ve sıklıkla kolesterol yüksekliğinde gözleniyor. Yüksek kolesterol de kalp krizinin en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. 

 Kötü ağız hijyeni: Yapılan araştırmalarda; kötü ağız hijyeni, diş eti iltihabı ve diş çürükleri olan kişilerde koroner kalp hastalığı gelişme riskinde yüzde 25-38'lik artış olduğu saptanmış. 

 Kulak memesinde buruşukluk: 
Bu kişilerde koroner kalp hastalığı daha sık gözleniyor. Özellikle kulak kanalından aşağıya doğru kulak memesini çaprazlayan bir kıvrım olması, kalp hastalığının habercisi olarak nitelendiriliyor. 

DİK BAKAN GÖZLER SIVI YÜKLENMESİNDEN 

 Dudak ve damaktaki morarma ve renkteki koyulaşma: Siyanoz olarak adlandırılan bu durum, kalp hastalıklarının bir başka habercisi. Özellikle doğuştan gelen kalp deliklerinde kirli ve temiz kanın karışması sonucu bu tür morarmalar görülebiliyor. 

 Öne doğru çıkık ve dik bakan gözler: Bu tip gözler, kalp yetersizliği ve kapak hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Temel mekanizmayı vücuttaki sıvı yüklenmesi oluşturuyor. 

 Dökülen kaşlar: Özellikle kaşların yan tarafında belirgin dökülme varsa, mutlaka bir kalp kontrolünden geçmek gerekiyor. 

 Göbekten alınan kilo: Göbekten alınan kilolar, birebir kalp damar hastalığı ile ilişkili görülüyor. Temelinde insülin direnci yatıyor. Göbeklilik; diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin habercisi olup bu kişilerde kalp hastalıkları riskinde belirgin artış söz konusu oluyor. Kadınlarda 80 cm., erkeklerde 94 cm. bel çevresi varlığı kalp hastalığı riskini artırıyor. 

PEMBE YANAK DA HABERCİ
 Pembe yanaklar: Yanaklardaki pembe renk, kalp kapak hastalıklarının habercisi olabiliyor. Romatizmal mitral kapak darlığı bu tablonun temel sebebi olup dolaşım sisteminde oluşan bozukluğa bağlı yüzde kızarıklık oluşuyor. Bu bulgu kendine tıp literatüründe özel bir isimle de yer edinmiş durumda: Facies mitralis. 
 Ayaklarda oluşan şişlikler: Ayaklardaki şişlikler de kalp yetersizliği habercisi olabiliyor. Özellikle iki taraflı oluşan, bastırmakla iz bırakan ve cildi geren şişliklerde kalp yetersizliği varlığı mutlaka araştırılmalı. Tek taraflı şişliklerde ise daha çok toplardamar hastalıkları rol oynuyor. 

KELLİĞE DİKKAT!
Erken yaşta ortaya çıkan erkek tipi kellik, kalp hastalıklarına işaret edebiliyor. Başın ön kısmından ziyade tepe kısmında oluşan kellikte kalp hastalığı riski daha fazla oluyor ve bu hastalarda kalp hastalıklarından ölüm oranı yaklaşık üç kat artıyor. Son yapılan iki araştırmada; riskin yaştan bağımsız ve bu problemi yaşayan kadınların da tehlike altında olduğu ortaya kondu.